Kıbrıs müzakerelerinde Guterres Çerçevesi nedir?
Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla yürütülen müzakerelerde en sık kullanılan kavramlardan biri “Guterres Çerçevesi”dir. Adını Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres’ten alan çerçeve, 30 Haziran 2017’de İsviçre’nin Crans-Montana kasabasında gerçekleştirilen Kıbrıs Konferansı sırasında taraflara sunuldu.
Guterres Çerçevesi, kapsamlı bir çözüm planı veya tarafların imzaladığı resmî bir anlaşma değildir. Çerçeve, müzakerelerde çözülemeyen temel konuları birbiriyle bağlantılı şekilde ele alan bir paket yaklaşımıdır. Amaç, önce kritik siyasi konularda stratejik bir uzlaşmaya varılması, ardından teknik ayrıntıların müzakere edilmesiydi.
Guterres Çerçevesi neden ortaya çıktı?
Kıbrıslı Türk lider Mustafa Akıncı ile Kıbrıslı Rum lider Nikos Anastasiadis arasında 2015 yılında başlayan yoğun müzakere sürecinde birçok konuda ilerleme sağlandı. Ancak yönetim ve güç paylaşımı, toprak, mülkiyet, güvenlik ve garantiler gibi temel başlıklarda görüş ayrılıkları devam etti.
Haziran 2017’de Crans-Montana’da düzenlenen konferansa Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum taraflarının yanında garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık da katıldı. Avrupa Birliği ise gözlemci olarak konferansta yer aldı.
Guterres, birbirinden ayrı yürütülen tartışmaların sonuç üretmediğini değerlendirerek altı kritik konunun karşılıklı adımlar içeren tek bir paket içinde ele alınmasını önerdi.
Guterres Çerçevesi’nin altı temel başlığı
1. Güvenlik ve garantiler
Çerçevenin en önemli bölümlerinden biri, 1960 Garanti Antlaşması ve garantör ülkelerin müdahale haklarıyla ilgiliydi.
Guterres, tek taraflı müdahale hakkını içeren mevcut güvenlik sisteminin sürdürülebilir olmayacağını belirtti. Bunun yerine, kurulacak yeni federal yapının uygulanmasını denetleyecek ve her iki toplumun güvenlik kaygılarını karşılayacak yeni mekanizmaların oluşturulmasını gündeme getirdi.
Temel ilke, bir toplumun güvenliğinin diğer toplum için tehdit oluşturmamasıydı. Ancak garantilerin tamamen kaldırılması, değiştirilmesi veya yeni bir güvenlik sistemiyle ikame edilmesi konusunda taraflar arasında uzlaşma sağlanamadı.
Kıbrıslı Rum tarafı mevcut garanti sisteminin ve tek taraflı müdahale hakkının sona ermesini savundu. Kıbrıslı Türk tarafı ise yeni düzenlemenin kendi güvenliğini somut ve etkili biçimde güvence altına almasını istedi.
2. Askerlerin durumu
Adadaki Türk ve Yunan askerlerinin geleceği, garantilerden ayrı fakat bağlantılı bir başlık olarak ele alındı.
Guterres Çerçevesi, çözümün ardından asker sayısında önemli bir azaltma yapılmasını ve askerlerin geleceğinin en üst siyasi düzeyde kararlaştırılmasını öngörüyordu. Askerlerin tamamen çekilmesi, belirli sayıda askerin kalması veya düzenlemenin ileride yeniden gözden geçirilmesi gibi seçenekler müzakere edildi.
Ancak çekilme takvimi, kalacak asker sayısı ve düzenlemenin süreli mi yoksa kalıcı mı olacağı konusunda ortak bir noktaya ulaşılamadı.
3. Toprak düzenlemeleri
Toprak başlığı, kurulması öngörülen iki kesimli federal yapıda kurucu devletlerin sınırlarıyla ilgiliydi.
Kıbrıslı Türk tarafının yönetiminde bulunan bazı bölgelerin Kıbrıslı Rum kurucu devletinin yönetimine bırakılması gündemdeydi. Guterres, tarafların bu konuda hazırlanan haritaları ve oranları birbirine yaklaştırmasını istedi.
Güzelyurt’un geleceği başta olmak üzere hangi bölgelerin yönetim değiştireceği, kıyı şeridi ve toprak oranı gibi konular temel anlaşmazlık alanlarını oluşturdu. Toprak düzenlemesi aynı zamanda yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşü ve mülkiyet talepleriyle doğrudan bağlantılıydı.
4. Mülkiyet
Mülkiyet konusu, 1963 ve 1974 sonrasında yer değiştiren Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumların geride bıraktıkları taşınmazların geleceğini kapsıyordu.
Çerçeveye göre yönetimi değişecek bölgelerde eski mülk sahibine öncelik verilmesi, Kıbrıslı Türk yönetiminde kalacak bölgelerde ise mevcut kullanıcıların durumunun daha fazla gözetilmesi öngörülüyordu. Ancak bu önceliklerin mutlak olmayacağı ve her başvurunun belirlenen ölçütlere göre değerlendirilmesi gerektiği kabul ediliyordu.
İade, takas ve tazminat seçenekleri mülkiyet çözümünün temel araçları olarak düşünülüyordu. Eski mal sahibi ile mevcut kullanıcının hakları arasında nasıl denge kurulacağı ise müzakerelerin en karmaşık konularından biri olarak kaldı.
5. Yönetim ve güç paylaşımı
Bu başlık, kurulması planlanan iki toplumlu ve iki kesimli federal devletin nasıl yönetileceğiyle ilgiliydi.
Kıbrıslı Türk tarafı, siyasi eşitliğin yalnızca anayasal bir ifade olarak kalmamasını, federal karar alma mekanizmalarına etkili katılım yoluyla uygulanmasını istedi. Dönüşümlü başkanlık ve bazı federal kararlarda en az bir Kıbrıslı Türk üyenin olumlu oyunun aranması başlıca tartışma konularıydı.
Kıbrıslı Rum tarafı ise olumlu oyun hangi kurumlarda ve hangi kararlar için gerekli olacağının açıkça sınırlandırılması gerektiğini savundu. Kararların kilitlenmesi durumunda uygulanacak çözüm mekanizmaları da bu başlık altında ele alındı.
Guterres Çerçevesi’nin özü, Kıbrıslı Türklerin federal yönetime etkili katılımı ile federal devletin işleyebilirliği arasında denge kurulmasıydı.
6. Türk ve Yunan vatandaşlarına eşdeğer muamele
Bu başlık, çözüm sonrasında Türkiye ve Yunanistan vatandaşlarının birleşik Kıbrıs’taki haklarıyla ilgiliydi.
Yunanistan’ın Avrupa Birliği üyesi, Türkiye’nin ise üye olmaması nedeniyle iki ülke vatandaşlarının Kıbrıs’taki statülerinin nasıl dengeleneceği tartışıldı. Çerçeve kapsamında malların, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımı ile turistlerin, öğrencilerin, mevsimlik çalışanların ve sürekli ikamet etmek isteyen kişilerin durumu ele alındı.
Kıbrıslı Türk tarafı, Türkiye vatandaşlarına belirli ölçülerde Yunanistan vatandaşlarına eşdeğer muamele yapılmasını istedi. Kıbrıslı Rum tarafı ise bunun nüfus yapısını ve Avrupa Birliği hukukunu nasıl etkileyeceğine ilişkin çekinceler ortaya koydu.
Crans-Montana görüşmeleri neden sonuçsuz kaldı?
Guterres Çerçevesi tarafları kapsamlı çözüme yaklaştırmış olsa da 7 Temmuz 2017’de sona eren Kıbrıs Konferansı’ndan bir anlaşma çıkmadı.
Taraflar konferansın neden başarısız olduğu konusunda farklı açıklamalar yaptı. Kıbrıslı Türk tarafı ve Türkiye, gerekli esnekliği gösterdiklerini, ancak Kıbrıslı Rum tarafının siyasi eşitlik ve güç paylaşımı konusunda karşılık vermediğini savundu. Kıbrıslı Rum tarafı ile Yunanistan ise Türkiye’nin askerler, garantiler ve müdahale hakkı konusunda yeterli açıklık göstermediğini ileri sürdü.
BM Genel Sekreteri, konferans sonrasında taraflardan birini doğrudan sorumlu ilan etmedi. Guterres, kapsamlı bir sonuca ulaşılabilmesi için siyasi irade, cesaret, karşılıklı güven ve hesaplanmış riskler alma kararlılığı gerektiğini vurguladı.
Çerçevenin farklı versiyonları mı var?
Guterres Çerçevesi hakkında yıllardır devam eden tartışmalardan biri, 30 Haziran ve 4 Temmuz 2017 tarihleriyle ilişkilendirilen farklı yorumlardır.
Kamuoyuna üzerinde tarafların imzası bulunan tek ve ayrıntılı bir belge açıklanmadı. Çerçeve, Guterres’in taraflara sunduğu sözlü yönlendirmeler, BM notları ve müzakere sürecinde yapılan açıklamalar üzerinden aktarıldı. Bu nedenle taraflar özellikle güvenlik, garantiler, askerler ve dönüşümlü başkanlık konularında çerçevenin içeriğini farklı biçimlerde yorumladı.
BM’nin resmî yaklaşımında esas alınan tarih 30 Haziran 2017’dir. Guterres de sonraki açıklamalarında “30 Haziran 2017’de sunduğum altı maddelik çerçeve” ifadesini kullandı.
Guterres Çerçevesi bir çözüm modeli midir?
Guterres Çerçevesi, kendi başına yeni bir çözüm modeli değildir. Çerçeve, BM parametreleri doğrultusunda siyasi eşitliğe dayalı, iki toplumlu ve iki kesimli federasyon hedefi içinde hazırlanmıştır.
Bu yönüyle iki devletli çözüm önerisinden ayrılır. Çerçevenin amacı iki ayrı devletin egemenliğini tanımak değil, federal çözümün önünde kalan temel anlaşmazlıkları bir paket uzlaşmayla aşmaktı.
Kıbrıs Türk tarafının egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü temelinde iki devletli çözümü öne çıkarmasıyla birlikte, Guterres Çerçevesinin gelecekteki olası müzakerelerdeki konumu da tartışmalı hâle geldi.
Guterres Çerçevesi bugün neden önemini koruyor?
Crans-Montana’da anlaşma sağlanamamasına rağmen Guterres Çerçevesi, Kıbrıs müzakerelerinde ulaşılan en ileri paketlerden biri olarak görülmeye devam ediyor.
25 Kasım 2019’da Guterres’in Kıbrıslı Türk lider Mustafa Akıncı ve Kıbrıslı Rum lider Nikos Anastasiadis ile yaptığı görüşmenin ardından yayımlanan BM açıklamasında, olası yeni sürecin temel unsurları arasında 11 Şubat 2014 Ortak Açıklaması, daha önce sağlanan yakınlaşmalar ve 30 Haziran 2017 tarihli altı maddelik Guterres Çerçevesi sayıldı. BM Genel Sekreterliği açıklaması
Çerçevenin önemi, taraflardan yalnızca tek bir konuda taviz istememesinden kaynaklanıyor. Güvenlik ve toprak gibi Kıbrıslı Rumların öncelik verdiği alanlar ile siyasi eşitlik ve etkili katılım gibi Kıbrıslı Türklerin önem verdiği konular aynı paketin parçaları olarak ele alınıyor.
Sonuç
Guterres Çerçevesi, Kıbrıs sorunundaki bütün anlaşmazlıkları çözen tamamlanmış bir barış planı değildir. Tarafların en zor altı konuda eş zamanlı ve karşılıklı adımlar atmasını amaçlayan bir uzlaşma formülüdür.
Çerçevenin başarısı, herhangi bir başlığın tek başına kabul edilmesine değil, bütün unsurlar arasında kurulacak dengeye bağlıydı. Crans-Montana’da bu denge üzerinde anlaşma sağlanamadı. Buna rağmen Guterres Çerçevesi, federal çözüm müzakerelerine yeniden dönülmesi hâlinde masaya gelmesi muhtemel en önemli referanslardan biri olmayı sürdürüyor.